18.6.2017

Gaziantep'te, iş adamları, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, Gaziantep'te faaliyet yürüten ticaret odaları ve çok sayıda vatandaşın katıldığı programda, Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Dr. Ekrem Keleş, Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ahmet Yaman, Din İşleri Yüksek Kurulu eski Başkanı ve TDV Mütevelli Heyeti İkinci Başkanı Dr. Hüseyin Kayapınar ve Gaziantep İl Müftüsü Ahmet Çelik zekat ile ilgili sorulara yanıt verdi.

Gaziantep Valiliği ve Büyükşehir Belediyesinin ‘Medeniyetler Buluşması’ programı çerçevesinde Gaziantep Üniversitesi Mavera Kongre ve Sanat Merkezinde düzenlediği ve vatandaşların sorularıyla interaktif olarak katıldığı programın açış konuşmasını yapan Diyanet İşleri Başkanı Görmez, "İslamiyet'te malı, serveti ve zenginliği reddeden bir ayet ya da hadis yoktur. Ancak İslamiyet'te mala ve servete mahkum olmak reddedilmiştir. Serveti kalbe hakim kılmak reddedilmiştir" dedi.
Böyle bir programın ilk defa düzenlenmesinden dolayı da ayrıca mutluluğunu dile getiren Başkan Görmez, Müslümanlar tarafından çokça unutulan büyük bir ibadeti konuşmak için bir araya geldiklerini dile getirerek, "Herkes şu anda burada. Zekat konusunu karşılıklı konuşarak, sorular sorarak, cevaplar alarak işleyelim dedik. Bu konuda bugün burada olmamızı sağlayan Allah'a hamdüsenalar olsun" diye konuştu.

İnsanın Rabbiyle, tüm insanlarla ve dünyayla olan ilişkilerine değinen Başkan Görmez, şunları söyledi;
“Yahudilik, dünyevileşmeyi dinin merkezine yerleştirirken, Hristiyanlık dünyayı kötüleyen bir anlayış ortaya koydu…”
Bütün ilahi vahiyler, rehber olarak gönderilen bütün Peygamberler, insanoğlunun birkaç önemli ilişkisini tanzim etmek üzere gönderilmişlerdir. Elbette önce Rabbimizle ilişkimiz, Allah’la ilişkimiz ve sonra bütün insanlarla hem cinslerimizle ilişkilerimiz. Fakat üçüncü bir ilişki var ki, bütün ilahi vahiyler, bütün ilahi peygamberler üzerinde çokça durmuşlardır. İnsanın dünyayla ilişkisi, insanın madde ve servetle ilişkisi, parayla ilişkisi. Çünkü bu üçüncü ilişkiyi kaydedenler insanlarla ilişkilerini de kaybediyorlar ve Allah’a ilişkilerine de gölge düşürüyorlar. Bu üçüncü ilişki önemli, insanın dünyayla ilişkisi, para ve servetle ilişkisi son derece önemli. İslam’dan önce iki büyük tecrübe görünüyor. İkisi de insan eliyle tahrip edilmiş. Yahudilikte Allah'ın İnsan-servet, insan-dünya, insan-mal ilişkisiyle ortaya koyduğu ölçüler insanın lehine tahrif edilerek dünyevileşme dinin merkezine yerleştirildi. Madde, para ve servet, dinin merkezi haline getirildi. Daha sonra Hristiyanlıkta ise bunlara tam tepki olarak dünyayı kötüleyen, malı ve serveti neredeyse haram eden tepkisel başka bir anlayış ortaya çıktı. Aslında ikisi de ilahi dinlerin muradının yanlış yorumlanmasından kaynaklandı. Sonra İslam geldi. İslam, insanın dünya ile servet ile ilişkisini öyle bir dengeli tanzim etti ki her gün duamıza yerleştirdi. Dedi ki 'Allah'ım dünyada da ahirette de güzellikler ver'.

“İslam, dünyayı dünya olduğu için kötülemez, ahireti yok sayarak dünyevileşmeyi reddeder…”

İslam'da dünyayı, dünya olduğu için kötüleyen bir hadis veya söz yoktur. Ahireti yok sayarak dünyaya tapınmak, dünyevileşmek reddedilendir. İslamiyet'te malı, serveti ve zenginliği reddeden bir ayet ya da hadis yoktur. Ancak İslamiyet'te mala ve servete mahkum olmak reddedilmiştir. Serveti kalbe hakim kılmak reddedilmiştir. Malın ve servetin mutlak sahibi olarak hareket etmeyi, mutlak sahibi olarak hareket etmeyi reddetmiştir.

“Ticaret İslam’da kötülenen bir şey değildir. Mal aynı zamanda Allah'ın ikramıdır…”

Mal aynı zamanda hayır ve Allah'ın ikramıdır. Ticaret kötülenen bir şey değildir. Ticaret İslam’da övülür. Allah'tan korkarak ticaret yapacaksın. Haram işlemeyecek, helal lokmanın peşinde koşturacaksın. Sizler ticareti risk olarak değerlendirirsiniz. Risk, ekonominin en önemli kavramları arasındadır. Bu da cesaret ister. Size verilen tüm zenginliğin Allah'ın emaneti olduğunu bileceksiniz. Emin ve güvenilir olacaksınız. Üretirken rahmet ile muamele edeceksiniz. Mümin, bal arısına benzetilir. Bal arısı, hep güzel şeyler yer, güzel şeyler üretir. Bal arısı çiçeğin özünü yer. Bal üretir. Fakat bal arısı her yere konar hiçbir yeri kırmaz, zarar vermez. Rahmetle üretir. Gerçi biz bal arısının Müslümanlığına da müdahale ettik. Gittik bizi zehirleyen şekeri ona ikram ederek, balı da bozduk. Şimdi GDO'lu ürünlerden bütün dünya muzdarip. En büyük zulme tohumun genleriyle oynayarak başladılar. Tohumun genlerini bozdular.

“Ticaret yapacak insan önce ilmine sahip olacak, helali ve haramı bilecek…”

Yusuf suresi ticaret ve ekonomiyle uğraşanlar tarafından göz önünde bulundurulması gerekir. Yusuf Suresi'ni eğer ticaret ve ekonomiyle uğraşıyorsanız bir de o gözle okuyacaksınız. Onun hapisteki rüyalarını okuyacaksınız. O rüyalar bugünlerde hapiste yatanların gördüğü rüyalar değil. Onlar, şeytani, karmakarışık rüyalar değil. Onlar, hadiselerin nasıl yorumlanacağını Allah'ın Peygamberine öğrettiği bir bilgi, bir ilim. Yusuf Suresi'ni o açıdan okuyunuz. Hz. Yusuf zindandan çıktığında Firavun ve çevresi ona muhtaç oldu. Çünkü kıtlık var. Her tarafta açlık baş göstermiş. Sakladıkları bütün buğdaylar yenmez hale gelmiş. Ellerinde hiçbir şey kalmamış. Hazreti Yusuf der ki 'bana bu memleketin bütün hazinelerini teslim edin.' İki gerekçe söylüyor. 'Çünkü ben Allah'ın verdiği malı ve serveti nasıl koruyacağımı bilirim. Bir de ben ticaretin hukukuna, ticaretin ahlakına, ticaretin ilmine sahibim.' Ticaret yapacak insan önce ilmine sahip olacak, helali ve haramı bilecek.
 
"Allah size alışverişi helal, faizi haram kıldı…”

Allah size alışverişi helal kıldı ve size ribayı, faizi haram kıldı. Faiz sizin malınızı mahveder, zekat da sizin malınızı arttırır. Dünyevi ölçülerle bunu anlamak zor olabilir. Çünkü 'azalan bir şeyi Allah artıyor, artan bir şeyi ise azaltıyor' diyor. Helal lokma, helal ticaret çok önemli. İslam, yeryüzüne nasıl yayıldı? Bir yetime gönderilen İslam, kısa bir sürede Medine'de devletleşecektir ama Hz. Peygamber'in vefatından 6 yıl sonra Diyarbakır Ulu Cami'de 500 sahabe namaza duracaktır. İslamiyet, dünyanın en ücra köşelerine nasıl gitti? İslamiyet’i en çok alimler mi yaydılar, yoksa tacirler mi yaydılar? Bütün deliller ortaya koyuyor ki sadık tacirlerin İslam'ı yeryüzüne yaymaları alimlerin payından çok daha büyük gözüküyor. Onlar imanı götürmeden önce helal ve ahlak taşıdılar. İslam’ı götürmeden İslam'ın helalini ve ahlakını götürdüler. O insanlar helali ve ahlakı görünce İslamiyet'i merak ettiler ve Müslüman oldular.

“Şükreden zenginlere ihtiyaç var…”

Sultan ll. Abdülhamid, Şazeli tarikatına intisap etmiştir. Neden bu tarikatı seçtiği merak edilebilir. Çünkü bu tarikatın önemli bir özelliği var. Bu tarikat sabreden fakirden çok şükreden zenginler üzerinde durur. Afrika gibi açlığın hüküm sürdüğü bir kıta var. Sultan Abdülhamit, 'burada şükreden zengine ihtiyaç var' diyor. Şükreden zengin olunuz. 'Veren el, alan elden üstündür' hadisi bununla ilgilidir. Kur'an-ı Kerim'de, 'onlar ki zekat verebilmek için çalışırlar. Zekat verici olabilmek için üretirler.' diyor.
“Din İşleri Yüksek Kurulu 90 yıllık tarihinde İslam'ın hiçbir ilkesine bugüne kadar hiçbir gölge düşürmemiş bir kuruldur…”
Din İşleri Yüksek Kurulu 90 yıllık tarihinde İslam'ın hiçbir ilkesine bugüne kadar hiçbir gölge düşürmemiş bir kuruldur. 12 Eylül'den sonra o kuruldan neler istendiğini biliyorum ama o kurul hiçbir isteklerine 'evet' dememiştir. 28 Şubat süreçlerinde o kuruldan neler istendiğini biliyorum ama o kurul, o söylenenlerin de hilafına 'Allah'ın rızası, Allah'ın kitabı, Peygamberin sünneti ve tarih boyunca cumhuru fukaha, cumhuru ulema ne diyorsa, biz onun dışında size diyemeyiz' diye cevap vermiştir.

“Körfez ülkelerinin zekatıyla Afrika'da aç kalmaz…”

Körfez ülkelerinin 4 trilyon dolar servetinin zekatı 100 milyar dolar. Sadece 5 körfez ülkesindeki servetin zekatı 100 milyar dolar, sadece 5 Müslüman ülkenin zekatı. 100 milyar dolarla Afrika'da hiçbir aç kalmaz, hiçbir su sorunu yaşanmaz. Biz kaç yıldır Suriyelilere 10 milyar dolar harcadık. Demek ki sosyal adalet bakımından zekat müessesesi Rabbimizin rızasına uygun bir şekilde işletilebilse o zaman bu sorunların büyük bir kısmını yaşamamış oluruz.
Konuşmanın ardından Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Keleş ve katılımcı hocalar, vatandaşların sorularını yanıtladı.
Programa, Gaziantep Valisi Ali Yerlikaya, Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Vakıflar Genel Müdürü Dr. Adnan Ertem, İl Müftüsü Ahmet Çelik, iş adamları, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, Gaziantep’te faaliyet yürüten esnaf odaları ve çok sayıda vatandaş katıldı.